Konuşma Bozuklukları ve Terapi Süreci

İnme Sonrası Konuşma Bozuklukları ve Terapi Süreci


Öne çıkan noktalar

İnme sonrasında görülen konuşma bozukluklarına ve terapi sürecine dair dikkat edilmesi gereken 4 nokta:

  1. 1
    İnme sonrası görülen her konuşma güçlüğü aynı değildir. Afazi, dizartri ve konuşma apraksisi farklı mekanizmalardan kaynaklanır ve farklı terapi yaklaşımları gerektirir.
  2. 2
    Konuşma ve dil becerilerindeki etkilenmenin türünü, yalnızca inmenin büyüklüğü değil, beynin hangi bölgesinin ve hangi sinirsel bağlantıların etkilendiği belirler.
  3. 3
    İnme sonrası erken ve ayrıntılı değerlendirme, etkilenen dil ve konuşma becerilerinin doğru belirlenmesi ve terapi planının buna göre oluşturulması açısından kritik öneme sahiptir.
  4. 4
    İyileşme kişiden kişiye değişir. Terapi sürecinde temel amaç yalnızca eski konuşma düzeyine dönmek değil, kişinin günlük yaşamda mümkün olan en etkili ve bağımsız iletişimi kurabilmesini sağlamaktır.

Beynin belirli bir bölgesine giden kan akışının aniden kesilmesi sonucunda ortaya çıkan inme, etkilenen bölgenin işlevlerini doğrudan bozan nörolojik bir tablodur. İnme iki şekilde meydana gelir. Ya beyni besleyen bir damar, kan akışıyla taşınan bir pıhtı tarafından tıkanır ve damarın beslediği bölgeye kan ulaşamaz ya da damar duvarı yırtılarak kanama meydana gelir ve kanın yönü hedef dokudan başka bir yöne kayar. Her iki durumda da oksijensiz kalan sinir hücrelerinin kısa süre içinde zarar görür ve hasarın yeri ile büyüklüğü, kişide hangi becerilerin etkileneceğini belirler.

Dil ve konuşma işlevleri çoğu bireyde beynin sol yarımküresinde yer alan (sol elini kullanan bireylerde bu işlevler sağ yarımkürede ya da her iki yarımküreye dağılmış biçimde bulunabilir) özelleşmiş bölgeler tarafından yürütülür.

Konuşmanın üretiminden ve motor planlamasından sorumlu frontal lobdaki Broca alanı ile dili anlamadan sorumlu temporal lobdaki Wernicke alanı bu bölgelerin başında gelir. İnme bu alanları ya da bunları birbirine bağlayan sinir yollarını etkilediğinde, kişinin kendini ifade etme, karşısındakini anlama, okuma ve yazma becerilerinde belirgin değişiklikler görülür.

İnme sonrasında ortaya çıkan konuşma güçlükleri tek bir çerçeveye sığdırılamaz. Kimi kişide söylenenleri anlamak güçleşirken, kimi kişide anlama korunur ancak kelimeler bulunamaz ya da cümleler kurulamaz. Bazı durumlarda ise dil becerileri yerinde olmasına rağmen konuşmayı üreten kaslar zayıfladığı veya bu kasların hareketleri planlanamadığı için konuşma anlaşılırlığı düşer. Bu farklı tablolar afazi, dizartri ve konuşma apraksisi olarak adlandırılır ve her biri farklı bir değerlendirme ve terapi yaklaşımı gerektirir.

Bu ayrım önemlidir çünkü kişinin hangi güçlüğü yaşadığı doğru belirlenmediğinde, terapide çalışılacak hedefler de yanlış bir temelde kurulur. İnme geçiren bireylerin önemli bir bölümünde bu güçlüklerden en az biri görülmekte ve bu durum kişinin yalnızca iletişimini değil, sosyal yaşamını, bağımsızlığını ve ruhsal durumunu da etkilemektedir.

Beynin hasar sonrasında kendini yeniden düzenleme kapasitesine sahip olması bu süreçteki en iyi haberlerden biridir. Nöroplastisite olarak adlandırılan bu kapasitenin en yüksek olduğu erken dönemde yapılan detaylı bir dil ve konuşma değerlendirmesi ve bu değerlendirmeye dayanan bireyselleştirilmiş terapi süreci, kaybedilen dil ve konuşma becerilerin yeniden kazanılmasında belirleyicidir.

Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Aleyna Tekin Çolak



UZMAN GÖRÜŞÜ

İnme sonrasında kişinin “konuşamıyor” olması tek başına nasıl bir terapiye ihtiyaç duyduğunu göstermez. Güçlüğün dil sisteminden mi, konuşma kaslarının kontrolünden mi yoksa konuşma hareketlerinin planlanmasından mı kaynaklandığının ayırt edilmesi gerekir. Bu nedenle terapiye başlamadan önce anlama, ifade etme, adlandırma, tekrarlama, okuma-yazma ve motor konuşma becerilerinin birlikte değerlendirilmesi önemlidir. Doğru ayırıcı değerlendirme, terapi hedeflerinin kişinin gerçekten etkilenen becerileri üzerine kurulmasını sağlar.

Aleyna Tekin Çolak

Uzman Dil ve Konuşma Terapisti

İnme, Konuşma ve Dil Becerilerini Neden Etkiler?

Dışarıdan bakıldığında basit bir eylem gibi görünen konuşmanın ortaya çıkabilmesi için beynin birbirinden farklı bölgelerinin saniyeden çok küçük bir diliminde entegre biçimde çalışması gerekir. Söylenmek isteneni anlamlandırmak, uygun kelimeyi seçmek, o kelimenin seslerini doğru sıraya dizmek, bu diziyi bir hareket planına dönüştürmek ve nihayet konuşma kaslarına iletmek ayrı ayrı işlemlerdir ve her biri beynin farklı bir alanının sorumluluğundadır. İnme, bu zincirin herhangi bir adımını etkilediğinde konuşma ve dil becerilerinde bozulma ortaya çıkar.

Bu sürecin büyük bölümü, çoğu bireyde beynin sol yarımküresinde konumlanmıştır. Buna dil lateralizasyonu, yani dil işlevlerinin bir yarımkürede baskın hale gelmesi denir. Sağ elini kullanan bireylerin çok büyük bir bölümünde dil merkezleri sol yarımkürede yer alırken, sol elini kullanan bireylerde bu işlevler sağ yarımkürede ya da her iki yarımküreye dağılmış biçimde bulunabilir. Bu nedenle aynı bölgeyi etkileyen bir inme, iki farklı kişide aynı tabloyu ortaya çıkarmayabilir. Dil becerilerinin bu kişiye özgü yerleşimi, inme sonrası değerlendirmenin neden standart bir kontrol süreciyle değil de bireye özgü yapılması gerektiğini de açıklar.

Dil ve konuşmayla doğrudan ilişkili bölgeler ve üstlendikleri görevler aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

  • Broca alanı: Frontal lobun alt kısmında yer alır ve konuşmanın üretimi ile motor planlamasından sorumludur. Kelimenin seslerinin hangi sırayla ve hangi kas hareketleriyle üretileceği burada planlanır.
  • Wernicke alanı: Temporal lobun üst kısmında yer alır ve duyulan ya da okunan dilin anlamlandırılmasını sağlar. Kelimelerin zihindeki anlam karşılıklarına ulaşmak bu bölgenin işidir.
  • Arkuat fasikülüs: Broca ve Wernicke alanlarını birbirine bağlayan sinir lifi demetidir. Anlama ve üretim arasındaki bilgi akışını, örneğin duyulan bir sözcüğün tekrar edilmesini mümkün kılar.
  • Angüler girus: Temporal, parietal ve oksipital lobların kesiştiği bölgede yer alır ve yazılı sembollerin dile çevrilmesinde, yani okuma ve yazma süreçlerinde rol oynar.
  • Motor korteks ve ilgili sinir yolları: Konuşma için gerekli olan dil, dudak, çene, damak ve solunum kaslarına giden uyarıları taşır. Planlanan hareketin fiilen gerçekleşmesini sağlar.

İnme sırasında bu bölgelere giden kan akışı kesildiğinde, oksijen ve glikozdan yoksun kalan sinir hücreleri kısa sürede işlev kaybetmeye başlar ve bu durum yalnızca o noktadaki dokuyu değil, hücrelerin diğer bölgelerle kurduğu bağlantıları da ortadan kaldırır. Dil işlevi tek bir merkezde değil, birbiriyle sürekli iletişim halindeki bir ağda yürütüldüğünden dolayı, ağın bir noktasındaki kopuş tüm sistemi etkileyerek hasarın göründüğünden daha geniş bir etki alanı yaratmasına neden olur.

Dil merkezlerinin bu kadar sık etkilenmesinin anatomik bir açıklaması da vardır. Beynin sol yarımküresindeki dil bölgelerinin önemli bir kısmı orta serebral arter tarafından beslenir ve bu damar, inmenin en sık geliştiği damarlardan biridir. Dolayısıyla dil ve konuşma güçlükleri, inme sonrasında rastlantısal biçimde değil, beynin kanlanma düzeninin doğrudan bir sonucu olarak sık karşımıza çıkar.

Hasarın tam olarak nereden gerçekleştiği ise ortaya çıkacak tablonun türünü belirler.

  • Üretimden sorumlu ön bölgelerin etkilenmesi kişinin anladığı halde kendini ifade edememesine,
  • anlamlandırmadan sorumlu arka bölgelerin etkilenmesi akıcı konuşmaya rağmen söylenenleri kavrayamamasına yol açar.

İki alanı birbirine bağlayan yolların zarar görmesi tekrarlama becerisini bozarken, konuşma kaslarına giden motor yolların etkilenmesi kas gücünü ve koordinasyonu düşürerek konuşmanın anlaşılırlığını azaltır.

Dolayısıyla inme sonrası konuşma bozukluğunun niteliğini belirleyen şey, inmenin şiddetinden önce beynin hangi bölgesine denk geldiğidir. Bu hasarın nasıl oluştuğu, yani damarın tıkanmasıyla mı yoksa yırtılmasıyla mı ortaya çıktığı ise tablonun seyri açısından ayrı bir öneme sahiptir.

Pıhtı Atması ve Beyin Kanamasının Etkisi

Günlük dilde inme, felç, pıhtı atması ve beyin kanaması çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır fakat bu kavramların aynı şeyi ifade etmez. İnme, beyne giden kan akışının bozulması sonucunda ortaya çıkan tablonun genel adıdır. Pıhtı atması ve beyin kanaması ise bu tablonun iki farklı oluşum biçimidir. Yani biri diğerinin eş anlamlısı değil, nedenidir.

Pıhtı atması yoluyla gelişen inmeye iskemik inme adı verilir ve inmelerin büyük çoğunluğu bu şekilde ortaya çıkar. Burada kalpte ya da damar sisteminin başka bir yerinde oluşan bir pıhtı, kan akışıyla taşınarak beyin damarlarından birini tıkar. Damarın tıkandığı noktanın ötesinde kalan doku, ihtiyaç duyduğu oksijen ve glikozdan aniden yoksun kalır.

Tıkanıklığın tam merkezindeki hücreler kısa sürede zarar görürken, bu merkezin çevresinde henüz tamamen ölmemiş ancak işlevini yitirmiş bir kuşak bulunur. Bu kuşaktaki hücrelerin kurtarılabilir olması, inmede erken müdahalenin neden bu kadar belirleyici olduğunu açıklar. Kan akışı zamanında yeniden sağlandığında, bu bölgedeki dokunun bir bölümü işlevine geri dönebilir.

Beyin kanaması yoluyla gelişen inme ise hemorajik inme olarak adlandırılır ve mekanizması iskemik inmeden farklıdır. Burada sorun damarın tıkanması değil, damar duvarının yırtılmasıdır. Yırtılan damardan sızan kan, beslemesi gereken dokuya ulaşamadığı gibi beyin dokusunun içinde birikerek çevresindeki alanlara baskı uygular. Böylece bir yandan damarın beslediği bölge kansız kalır, diğer yandan biriken kan komşu dokuları sıkıştırır ve kafa içi basıncını yükseltir. Bu ikinci etki nedeniyle hemorajik inmede hasar, doğrudan etkilenen damarın sınırlarını aşabilir.

Bu iki durum, konuşma ve dil becerileri açısından sonuçları şu noktalarda birbirinden ayrılır:

  • İskemik inmede hasar genellikle tıkanan damarın beslediği alanla sınırlı kalır. Bu nedenle ortaya çıkan tablo çoğu zaman daha belirgin sınırlara sahiptir ve etkilenen dil becerisi daha kolay öngörülebilir.
  • Hemorajik inmede biriken kanın yarattığı basınç, dil ağının farklı noktalarını aynı anda etkileyebilir. Bu durumda birden fazla dil becerisinin bir arada bozulduğu daha karmaşık tablolar görülebilir.
  • Hemorajik inmenin erken döneminde görülen bulguların bir kısmı, kalıcı doku hasarından değil basınç ve ödemden kaynaklanır. Basınç geriledikçe bu bulgularda belirgin düzelme gözlenebilir.
  • İskemik inmede ise erken dönemdeki tablo, kurtarılabilir kuşaktaki dokunun durumuna göre şekillenir. Bu bölgenin kanlanması yeniden sağlandığında beceri kaybının bir kısmı geri kazanılabilir.
  • Her iki durumda da ortaya çıkan konuşma bozukluğunun türünü belirleyen asıl nokta, mekanizmanın kendisi değil hasarın beynin hangi bölgesine denk geldiğidir.

Burada özetlediğimiz son nokta, terapi sürecinin doğru anlaşılması açısından özellikle önemlidir. Bir yakınının “pıhtı attı ya da beyin kanaması geçirdi” bilgisini alan kişiler, bu iki durumdan birinin konuşma açısından mutlaka daha iyi ya da daha kötü seyredeceğini düşünebilir fakat küçük bir pıhtı doğrudan Broca alanına denk geldiğinde ciddi bir ifade güçlüğü yaratabilirken, daha geniş bir kanama dil bölgelerinin dışında kaldığında konuşmayı hiç etkilemeyebilir. Belirleyici olan, hasarın büyüklüğünden çok yerleşimidir.

Terapi planı da inmenin iskemik mi hemorajik mi olduğuna göre değil, yapılan ayrıntılı değerlendirmede hangi dil becerilerinin etkilendiğine göre kurulur. İnmenin oluşum biçimi, kişinin genel sağlık durumunun ne zaman stabilleşeceğini ve dolayısıyla terapiye ne zaman başlanabileceğini etkileyebildiği için süreç planlanırken göz önünde bulundurulur.

İnme Sonrası Görülen Konuşma Bozuklukları

İnme sonrasında ortaya çıkan iletişim güçlükleri, hasarın beynin hangi işlevini etkilediğine bağlı olarak üç temel başlık altında toplanır. Dilin kendisinin, yani anlama ve ifade etme becerisinin etkilendiği tablolar afazi, konuşmayı üreten kasların zayıflaması ya da koordinasyonunun bozulmasıyla ortaya çıkan tablolar dizartri, kaslarda herhangi bir güçsüzlük olmaksızın konuşma hareketlerinin planlanmasında güçlük yaşanan tablolar ise konuşma apraksisi olarak adlandırılır.

Bu konuşma bozuklukları birbirinden bağımsız olarak görülebileceği gibi aynı kişide bir arada da bulunabilir. İnmenin etkilediği alan geniş olduğunda, örneğin afazi ile dizartrinin ya da afazi ile konuşma apraksisinin eşlik ettiği tablolar karşımıza çıkar. Bu nedenle kişinin hangi güçlüğü ya da güçlükleri yaşadığı ancak ayrıntılı bir dil ve konuşma değerlendirmesi sonucunda netleşir.

Afazi

Beynin, dil ile ilişkili bölgelerinin hasar görmesi sonucunda ortaya çıkan afazi, edinilmiş bir dil bozukluğudur ve bu bozuklukta sorun konuşma kaslarında değil kelimeye ulaşmak, cümleyi kurmak, duyulanı anlamlandırmak, okumak ve yazmak gibi birbiriyle bağlantılı becerilerin etkilendiği dilin kendisindedir. Hasarın yerine ve büyüklüğüne göre bu becerilerin bir kısmı korunurken bir kısmı belirgin biçimde bozulabilir.

Nitekim afazi tek bir tablo değil, kişiden kişiye farklılaşan tanımlamalara sahiptir ve alandaki çalışmalar felç geçiren bireylerin yaklaşık dörtte biri ile yüzde kırkı arasındaki bir kesimde afazi geliştiğini göstermektedir.

Klinikte afazi türleri, konuşmanın akıcılığına göre tutuk ve akıcı afaziler olmak üzere iki ana grupta incelenir. Tutuk afazilerde anlama görece korunurken ifade etme güçleşir, akıcı afazilerde ise konuşma akıcı olmasına rağmen anlama ve doğru kelime seçimi bozulur.

Afazinin başlıca belirtilerine bakacak olursak:

  • Konuşurken doğru kelimeyi bulmakta zorlanma, kelimenin anlamı bilinmesine rağmen adına ulaşamama.
  • Konuşmanın yavaşlaması, eforlu hale gelmesi ve cümlelerin kısalması.
  • Bağlaç ve ek gibi dil bilgisel yapıların atlanması ya da yanlış kullanılması.
  • Konuşmanın akıcı sürmesine rağmen bağlama uymayan, hatalı ya da uydurma kelimeler içermesi. Söylenenleri anlamakta güçlük çekme, basit yönergeleri takip edememe.
  • Duyulan bir kelimeyi ya da cümleyi tekrar etmede zorlanma.
  • Okuduğunu anlamada ve düşüncelerini yazıya dökmede sorun yaşama.
  • Konuşmaktan kaçınma, üretimi kolay olan kelimeleri tercih etme eğilimi.

Bu belirtilerden hangilerinin öne çıktığı afazinin türüne göre değişir. Terapi süreci de tam olarak bu nedenle standart bir program üzerinden değil, ayrıntılı bir değerlendirmenin ardından kişiye özel olarak planlanır.

İlk değerlendirmede işitsel anlama, spontan konuşma, adlandırma, tekrarlama, okuma ve yazma becerileri tek tek incelenir ve geçerliliği kanıtlanmış testler ya da yatak başı değerlendirme yöntemleri kullanılarak kişinin güçlü ve desteklenmesi gereken alanları belirlenir.

Dil ve konuşma terapisti, elde edilen bu tabloya göre doğrudan kişiyle yürütülen çalışmaların yanı sıra çevre düzenlemeleri ve aile katılımı gibi dolaylı yöntemleri de devreye sokar ve gerektiğinde alternatif iletişim sistemleriyle kişinin kendini ifade edebilmesinin önünü açar.

Dizartri

Konuşmayı üreten kasların sinirsel uyarımındaki bozulma nedeniyle ortaya çıkan motor konuşma bozukluğu dizartride, afazinin aksine dilin kendisinde bir sorun yoktur. Kişi ne söylemek istediğini bilir, kelimeyi seçer, cümleyi kurar ve karşısındakini eksiksiz anlar fakat bu cümlenin sese dönüştüğü aşamada yaşanır.

Solunum kaslarından yüz, çene, damak, yutak ve gırtlak kaslarına uzanan yapılar zayıfladığında ya da eşgüdüm içinde çalışamadığında konuşma anlaşılırlığı düşer. Konuşmanın solunum, fonasyon, rezonans, artikülasyon ve prozodi olmak üzere beş alt bileşeni vardır ve dizartri bu bileşenlerin bir ya da birkaçını etkileyerek kendini gösterir.

Dizartrinin yaygın belirtileri şöyledir:

  • Anlaşılırlığı düşük, uyuşuk ya da peltek algılanan bir konuşma.
  • Konuşma seslerinin hatalı üretilmesi, kelimelerin net telaffuz edilememesi.
  • Konuşma hızının belirgin biçimde yavaşlaması ya da kesik kesik bir konuşma.
  • Sesin çok kısık veya kontrolsüz biçimde yüksek çıkması.
  • Soluklu, gergin ya da çatlak ses gibi ses kalitesindeki değişiklikler.
  • Konuşurken nefesin yetmemesi, cümlelerin yarıda kalması.
  • Vurgu ve tonlamanın kaybolduğu monoton, tek düze bir konuşma.
  • Dil, dudak, çene ve damak kaslarını hareket ettirmede güçlük.

Dizartrinin sinir sisteminde etkilenen bölgeye göre değişen yedi tipi vardır ve belirtilerin hangisinin öne çıkacağı bu tipe göre farklılaşır. Terapi süreci de değerlendirmede belirlenen tipe ve kişinin ihtiyaçlarına göre kurulur. Konuşmaya yardımcı kasları güçlendirmek, solunum desteğini artırmak, fonasyon süresini uzatmak ve ses kalitesini iyileştirmek gibi hedefler doğrultusunda düzenli egzersizlerle çalışılır ve günün sonunda amaç konuşma anlaşılırlığını yükselterek kişinin rahat iletişim kurabilir hale gelmesidir. Konuşmaya yardımcı kaslar aynı zamanda çiğneme ve yutmada da görev aldığı için değerlendirmede yutma güçlüğü olup olmadığı da mutlaka incelenir.

Konuşma Apraksisi

Konuşma apraksisi, kaslarda herhangi bir güçsüzlük olmaksızın konuşma hareketlerinin planlanması ve sıralanması aşamasında yaşanan güçlükle karakterize bir motor konuşma bozukluğudur.

Kişi ne söyleyeceğini bilir, doğru kelimeyi seçer, kasları da çalışır durumdadır fakat o kelimeyi oluşturan seslerin hangi kas hareketleriyle ve hangi sırayla üretileceğine dair plan beyinde doğru biçimde kurulamaz. Bu nedenle dizartriden farklı olarak sorun kas gücünde değil, kaslara gönderilecek komutun hazırlanmasındadır.

Bu ayrımın en belirgin göstergesi, aynı kelimenin kendiliğinden kolayca söylenebilirken istendiğinde üretilememesidir. Kişi sabah karşılaştığında doğal biçimde “günaydın” diyebilirken, kendisinden bu kelimeyi söylemesi istendiğinde aynı üretimi gerçekleştiremeyebilir.

Konuşma apraksisinin başlıca belirtilerine bakacak olursak:

  • Konuşma sırasında arama davranışı yani dilin doğru sesletim noktasını bulmak için çevresinde dolaşması.
  • Hece sayısı arttıkça uzun kelimelerdeki hataların da artması.
  • Aynı kelimenin her denemede farklı biçimlerde hatalı üretilmesi.
  • Konuşmaya başlamada gecikme ve konuşma akıcılığının bozulması.
  • Vurgu ve tonlamanın yerinde kullanılamaması.
  • Kendiliğinden gelişen konuşmanın, istemli üretime göre daha az etkilenmesi.

Konuşma apraksisi yaşayan bireylerde geri bildirim mekanizması genellikle korunduğu için kişi kendi hatalarının farkına varır ve düzeltmeye çalışır. Bu farkındalık, terapide önmeli bir zemin oluştururken kişide bir yılgınlık da yaratabildiğinden süreç boyunca gözetilmesi gereken bir noktadır.

Terapinin temel odağı, kaybedilen motor planlama becerisinin ve seslerin doğru sıralanmasının yoğun pratikle yeniden kazandırılmasıdır. Yetişkin terapilerinde kişinin günlük yaşamında en çok ihtiyaç duyduğu kelimelerden yola çıkılır, dokunsal ve görsel uyaranlar ile model olma teknikleri sıkça kullanılır.

Seansların sıklaştırılmış biçimde yürütülmesi ilerlemeyi doğrudan etkileyen faktörlerden biridir. Konuşma apraksisi, afazi ve dizartriyle birlikte de görülebildiğinden ötürü terapi planı ancak ayırıcı tanının netleşmesinin ardından doğru biçimde kurulabilir.

İnme Sonrası Dil ve Konuşma Terapisine Ne Zaman Başlanmalıdır?

İnme sonrası dil ve konuşma terapisine, kişinin bilinci açıldığı ve genel sağlık durumu stabil duruma geldiği andan itibaren vakit kaybetmeden başlanmalıdır. Bu genellikle inmeyi izleyen ilk günlere denk gelir ve klinik tablo elverdiği ölçüde erken bir değerlendirmeyi kapsar.

Erken başlangıcın belirleyici olmasının nedeni, beynin kendini yeniden düzenleme kapasitesinin inme sonrası ilk aylarda en yüksek düzeyde bulunmasıdır. Bu dönemde yapılan yoğun çalışma, kaybedilen becerilerin geri kazanılmasında daha hızlı ilerleme sağlar.

Erken müdahale yalnızca dil becerileri açısından değil, kişinin iletişim kuramamaktan kaynaklanan çekilme ve umutsuzluk eğilimlerinin önüne geçilmesi bakımından da önemlidir.

Terapi Süreci Nasıl İlerler?

Bireyin işitsel anlama, spontan konuşma, adlandırma, tekrarlama, okuma ve yazma becerilerinin incelendiği, konuşmaya yardımcı kasların işlevleri ve varsa yutma güçlüğünün değerlendirildiği ayrıntılı bir değerlendirme seansıyla başlayan terapi sürecinde, ilk çıktılar sonucunda elde edilen tabloya göre terapi hedefleri belirlenir ve kişiye özel terapi planı ortaya çıkarılır.

Seanslarda bu hedefler doğrultusunda planlanmış egzersizlerle çalışılı ve kişinin günlük yaşamında en çok ihtiyaç duyduğu kelimeler ve iletişim durumları öncelikli olarak ele alınır. Süreç sabit değildir, gösterilen ilerlemeye göre hedefler ve metodlar düzenli olarak güncellenir. Ailenin sürece katılması ve çalışmaların ev ortamında tekrarlanması, kazanımların kalıcı hale gelmesinde belirleyici bir rol oynadığında dolayı terapist, bu süreçlerde de gerekli düzenlemeleri yapar ve geri bildirimlerle aileyi yönlendirir.

İnme Sonrası Konuşma Terapisi Ne Kadar Sürer?

İnmenin şiddeti, beyinde etkilenen bölgenin yeri ve büyüklüğü, ortaya çıkan konuşma bozukluğunun türü, kişinin genel sağlık durumu ve terapiye başlama zamanı, dil ve konuşma terapisinin sürecini etkileyen başlıca noktalar olduğundan dolayı net bir süre vermek mümkün değildir.

İlerlemenin en hızlı görüldüğü dönem, beynin yeniden düzenlenme kapasitesinin en yüksek olduğu ilk aylardır. Bu dönemde düzenli ve yoğun terapi alan kişilerde belirgin kazanımlar gözlenebilir fakat iyileşme bu aylarla sınırlı değildir. Birçok kişi ilerleyen dönemde de terapiye devam ederek iletişim becerilerini geliştirmeyi sürdürür. Belirleyici olan sürenin uzunluğundan çok, terapinin düzenli ilerlemesi ve kişinin ihtiyaçlarına uygun biçimde planlanmış olmasıdır.

Nöroplastisite nedir?

Nöroplastisite, beynin deneyime ve hasara yanıt olarak kendi yapısını ve bağlantılarını yeniden düzenleyebilme kapasitesidir. Sinir hücreleri arasındaki bağlantılar sabit değildir. Tekrarlanan kullanımla güçlenir, kullanılmadığında zayıflar. İnme sonrasında bu kapasite, hasar gören bölgenin üstlendiği işlevin çevredeki ya da karşı yarımküredeki sağlıklı alanlarca kısmen devralınabilmesini mümkün kılar.

Dil ve konuşma terapisinin dayandığı temel de budur. Terapide yapılan yoğun ve hedefli tekrarlar, beynin bu yeniden düzenlenme sürecine yön verir ve hangi bağlantıların güçleneceğini belirler. Nöroplastisite yaşam boyu devam eden bir özellik olmakla birlikte, inmeyi izleyen ilk aylarda en belirgin düzeydedir. Erken dönemde başlanan terapinin daha hızlı sonuç vermesinin nedeni de budur.

İnme sonrası konuşma bozukluğu tümüyle düzelir mi?

İnme sonrası konuşma bozukluğu her zaman kalıcı değildir ve birçok kişi terapiyle belirgin ölçüde iyileşme gösterir fakat sonucun ne olacağı hasarın yerine ve büyüklüğüne, bozukluğun türüne, terapiye başlama zamanına ve sürecin düzenliliğine bağlı olarak kişiden kişiye değişir.

Hafif tablolarda konuşmanın inme öncesindeki düzeye çok yakın hale gelmesi mümkündür. Daha ağır tablolarda ise tam bir geri dönüş her zaman gerçekleşmeyebilir. Buna karşın kişinin kendini ifade edebilme ve karşısındakini anlayabilme kapasitesi terapiyle anlamlı biçimde artırılabilir.

Burada hedef yalnızca inme öncesine dönmek değil, kişinin günlük yaşamında etkili bir iletişim kurabilmesini sağlamaktır. Bu nedenle iyileşme, tümüyle düzelip düzelmediği üzerinden değil, kişinin iletişim kapasitesinde kaydedilen ilerleme üzerinden değerlendirilir.

Erken dönemde değerlendirme neden önemlidir?

Mümkün olan en erken değerlendirme, terapinin doğru zemine oturması için gereken bilgiyi sağlar. İnme sonrasında hangi dil becerilerinin etkilendiği, birden fazla bozukluğun bir arada bulunup bulunmadığı ve yutma güçlüğü gibi eşlik eden sorunların olup olmadığı ancak ayrıntılı bir değerlendirmeyle ortaya çıkar. Bu bilgi olmadan kurulan bir terapi süreci, kişinin asıl ihtiyaç duyduğu alanları ıskalayabilir.

Erken değerlendirmenin ikinci önemli noktası da zamanlamadır. Beynin yeniden düzenlenme kapasitesinin en yüksek olduğu dönemi verimli kullanabilmek için terapinin gecikmeden başlaması gerekir ve değerlendirme bu başlangıcın ilk adımıdır. Ayrıca erkenden yapılan değerlendirme, kişinin ve yakınlarının süreci doğru anlamasını sağlayarak gerçekçi beklentilerle ilerlenmesini de destekler.

İnme sonrası konuşamama afazi anlamına mı gelir?

İnme sonrasında bireyin konuşamaması tek başına afazi anlamına gelmez. Konuşamama, birbirinden farklı üç nedenden kaynaklanabilir; dil becerisinin etkilenmesi afaziye, konuşma kaslarının zayıflaması dizartriye, kasların hareketlerinin planlanamaması ise konuşma apraksisine işaret eder.

Dışarıdan bakıldığında üç tabloda da kişi konuşamıyor gibi görünür fakat altta yatan mekanizma ve dolayısıyla terapide izlenecek yol tamamen farklıdır. Üstelik bu tablolar aynı kişide bir arada da bulunabilir. Bu nedenle konuşamama bir tanı değil, bir bulgudur. Hangi nedenden kaynaklandığı ancak dil ve konuşma terapistinin yapacağı ayrıntılı bir değerlendirmeyle netleşir ve doğru terapi planı bu ayırıcı tanının ardından oluşturulmalıdır.

Afazi ile dizartri arasındaki fark nedir?

Afazi bir dil bozukluğu, dizartri ise bir konuşma bozukluğudur ve temel fark buradadır. Afazide sorun dilin kendisindedir. Kişi kelimeye ulaşmakta, cümle kurmakta, söylenenleri anlamakta, okumakta ya da yazmakta güçlük yaşar. Dizartride ise dil becerileri korunmuştur, kişi ne söyleyeceğini bilir ve karşısındakini eksiksiz anlar fakat konuşmayı üreten kaslardaki güçsüzlük nedeniyle söyledikleri anlaşılmaz duruma gelir.

Bu ayrımın pratikte önemli bir karşılığı vardır. Dizartrisi olan biriyle konuşurken sesi yükseltmeye ya da cümleleri basitleştirmeye gerek yoktur çünkü anlama becerisi yerindedir. Afazisi olan biriyle iletişimde ise cümleleri sadeleştirmek ve kişiye zaman tanımak doğrudan fayda sağlar. İki bozukluk aynı kişide birlikte de görülebilir.

İnme sonrası konuşma güçlüğü yaşayan kişiye ev ortamında nasıl destek olunmalıdır?

Terapi sürecinin verimliliği açısından ev ortamındaki en önemli destek, kişiye konuşması için zaman tanımak ve anlayışlı olmaktır. Cümlelerini tamamlamaya çalışmak ya da aradığı kelimeyi yerine söylemek, iyi niyetli olsa da kişinin kendi çabasını kesintiye uğratır.

Bunun dışında, ev ortamında şu noktalara dikkat etmek önemlidir:

  • İletişim kurarken cümleleri sade tutmak, konuşma hızını düşürmek ve önemli kelimeleri vurgulayarak söylemek anlamayı kolaylaştırır.
  • Ortamdaki gürültünün azaltılması ve konuşmaya başlamadan önce kişinin dikkatinin toplanmış olması da sürecin verimini doğrudan etkiler.
  • Sözel iletişime jest, mimik ve beden dilini eklemek, gerektiğinde kağıt kalem gibi alternatif araçlardan yararlanmak iletişimin önündeki tıkanıklıkları açar.
  • Bunların yanında kişiyi aile içi sohbetlerin dışında bırakmamak, fikrini sormak ve yetişkin olduğunu gözeten bir dille konuşmak büyük önem taşır.
  • Terapistin verdiği ev çalışmalarını aksatmadan sürdürmek ise kazanımların günlük yaşama taşınmasını sağlar.

Konuşulanları anlamama afazi belirtisi midir?

Söylenenleri anlamakta güçlük çekmek afazinin önemli belirtilerinden biridir ve özellikle akıcı afazi türlerinde, en belirgin olarak da Wernicke afazisinde görülür. Bu tabloda kişinin konuşması akıcı sürebilir, hatta dil bilgisel olarak düzgün görünebilir fakat buna karşın duyduklarını ve okuduklarını anlamada ciddi sorun yaşar.

Anlama güçlüğünün bir başka sonucu da kişinin sorulara ilgisiz cevaplar vermesi ya da duruma uymayan tepkiler göstermesidir. Bu davranışlar çoğu zaman dikkatsizlik olarak yorumlanmakla beraber altında anlama bozukluğu yatar. Anlama güçlüğü afaziyle sınırlı olmadığı, işitme kaybı ya da bilişsel sorunlardan da kaynaklanabildiği için ayırıcı tanı gerektirir.

Afazisi olan kişi okuma yazma becerisini de kaybeder mi?

Anlama, ifade etme, okuma ve yazma aynı dil ağının farklı görünümleridir ve bu ağın hasar görmesi hepsini birden etkileyebilir fakat bu etkilenme derecesi her zaman eşit değildir. Bazı kişilerde konuşma belirgin biçimde bozulurken okuma görece korunabilir, bazılarında ise tam tersi bir tablo ortaya çıkar. Dil becerilerinin tüm yönlerinin ağır biçimde etkilendiği global afazide okuma ve yazma da ciddi ölçüde bozulur. Bu nedenle değerlendirme seansında okuma ve yazma becerileri de ayrı ayrı incelenir ve gerektiğinde terapi hedefleri arasına alınır.

Beyne pıhtı atması sonucu oluşan konuşma bozukluğu geçer mi?

Pıhtı atması sonucu ortaya çıkan konuşma bozukluğu birçok kişide terapiyle belirgin ölçüde düzelir. İskemik inmede hasarın merkezindeki doku geri dönüşsüz biçimde etkilenmiş olsa da çevresinde işlevini yitirmiş ancak henüz ölmemiş bir kuşak bulunur ve kan akışının zamanında yeniden sağlanmasıyla bu bölgedeki dokunun bir bölümü işlevine dönebilir. Erken dönemde gözlenen düzelmenin bir kısmı buradan kaynaklanır.

Sonrasındaki ilerleme ise beynin yeniden düzenlenme kapasitesine ve düzenli terapiye bağlıdır. Sonucun ne olacağı tıkanan damarın beslediği alanın büyüklüğüne, hasarın dil bölgelerine ne kadar denk geldiğine ve terapiye başlama zamanına göre kişiden kişiye değişir. Bu nedenle tek tip bir seyirden söz edilemez ve kesin ifadeler kullanılamaz.

Uzman Dkt. Aleyna Tekin Çolak

Lisans eğitimi süresince birçok özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ve özel kliniklerde klinik gözlemlerini tamamlayan Uzm. Dkt. Aleyna Tekin, İstinye Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dil ve Konuşma Terapisi Anabilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programını tamamlamıştır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Call Now Button